Kod Dostu

Ben bir karış dahi olsa vatan toprağını satmam, zira bu vatan bana değil milletime aittir. Milletim de bu toprakları ancak aldığı fiyata verir. Çünkü bu topraklar kanla alınmıştır, kanla verilir! Sultan II.Abdülhamid

18 Ağu 2013

Bir alaca karanlık kuşağı: Yakın tarih Vahdettin hain değildi



Bir alaca karanlık kuşağı: Yakın tarih

Sayın Ecevit, “Sultan Vahdettin hain değildi, Mustafa Kemal’i Anadolu’ya gönderen odur” şeklinde bir beyanla “malumu ilân” edince, yakın tarih ister istemez tekrar gündemimize girdi…

Ama bilinen sebeplerden dolayı yakın tarih konusunda tarihçinin vicdanı özgür değildir.

Yine de Sultan Vahdettin’in “hain” olmadığını söyleyen tarihçilerin sayısında son yıllar itibariyle artma olmuştur. Türkiye özgürleştikçe gerçekler daha da su yüzüne çıkacaktır.

Tabii ki Sultan Vahdettin “hain” değildir… Çünkü:

1. Mustafa Kemal’e para ve gemi vererek Anadolu’ya çıkmasını o sağladı…

2. Sürgünde yoklukla cebelleşirken bile Atatürk ve cumhuriyet aleyhine tek kelime etmedi, edenleri de huzurundan kovdu…

3. Sürgüne giderken hazineden istediğini alabilecek durumda olmasına rağmen hakkı olmayan tek kuruşa el uzatmadı, hatta okumak için aldığı kıymetli kitapları bile makbuz mukabili iade ettikten sonra vatandan ayrıldı…

4. Son nefesini verinceye kadar vatanla irtibatını sürdürdü. Seveni çoktu, isteseydi bir isyan başlatabilir, genç cumhuriyeti en azından zor durumda bırakabilirdi. İngilizlerin bu konuda el altından teşvikleri bile olmuştu; ama kışkırtmalara kapılmadı, vatanının selameti, cumhuriyetin muvaffakiyeti için dua etmekle yetindi…

5. Vatandan ayrıldığı zaman padişahlığı kaybetse bile “halife” kimliğini koruyordu. İsteseydi İslâm dünyasından her türlü yardımı alabilirdi. İstemedi, tenezzül etmedi, “halife” sıfatını bile kullanmadı.
O şartlarda başka nasıl “vatansever” olunur?

¥
Tarih bir milletin hafızası, şuuru, hatta pusulasıdır, sevgili dostlarım… Tarihle asla oynanmaz. Zira tarih kendi özgür ve özgün dinamikleri içinde var olursa geleceği aydınlatır. Müdahale edildiği anda tüm dinamiklerini kaybeder. O andan itibaren de topluma zarar vermeye başlar.

Bu açıdan biz en büyük zararı kendi kendimize vermiş bir milletiz. Çünkü tarihle oynadık. Tarihimizi özgün ve özgür dinamiklerinden kopardık. Ufkunu ideolojik ve siyasi kalıplara hapsettik. Adeta kendi kendimizi tarihsizleştirdik. Tarihsizlik talihsizliktir. Hafıza ve şuur plânında kendini kaybetme halidir. Şimdilerde, kendimizi kimliksizleştirmenin acılarını yaşıyoruz: Ve her alanda o elim hatanın faturasını ödüyoruz.

Yıllar yılı tarihle oynadık, gerçekleri değiştirdik, doğruları yok ettik, padişahlara sövüp saydık; kimisini “Kızıl Sultan”, kimisini “vatan haini” ilan ettik…

Âdeta millî hafızayı ve şuuru devre dışına çıkardık. Kendimizi seksen yıla (cumhuriyetin yaşına) hapsettik! Tabii pusulasız gemiye döndük. Batı ile Doğu denizlerinde çalkalanıp duruyoruz. Ve tarihle barışık olmamız ve tarihten hız almamız halinde yapabileceğimiz atakların hemen hiçbirisini yapamıyoruz.


Osmanlı tarihinin karalanmasını 30′lu yılların şartlarına filan bağlıyoruz, ama yapılanları şartların nezaketiyle bile izah etmek kolay değildir. Sultan Mehmed Vahdettin’in “hain”, Sultan İkinci Abdülhâmid’in “Kızıl Sultan” ilan edilmesini ve ders kitaplarına böyle geçirilmesini anlamak çok zor.

Nedense Türkiye Cumhuriyeti tarihini yazanlar, Atatürk’ü kahraman yapmak için Sultan Vahdettin’i “hain” sayma gerektiğine inandılar. Ve tüm yakın tarihi buna göre değiştirdiler. Tıpkı 27 Mayıs 1960, ya da 12 Eylül 1980 darbelerini yapanlar gibi: Onlar da aynı yolu izlemişlerdi. 27 Mayısçılar “hain” saydıkları politikacıları astılar. 12 Eylülcüler ise sürgün ettiler. Partiler kapatıldı. Mensupları yıllar yılı horlandı, aşağılandı. Ama millet aynı partileri başka isimler altında yeniden diriltti. 27 Mayısçıların astığı politikacıları tarih ibra etti. Gerçekler gün yüzüne çıktıkça, tarihe sonsuza kadar yalan söyletilemeyeceği hususu bir kere daha vuzuha kavuştu…

Yakın tarih konusunda da böyle oluyor… Dürüst tarihçilerden sonra, nihayet Sayın Bülent Ecevit de, bir aydın dürtüsü içinde gerçeği tescil etmek zorunda kaldı. Atatürk’ü Sultan Vahdettin’in Samsun’a gönderdiğini söyledi. Sayın Demirel başta olmak üzere bu “doğru”suna savaş açanlara da, “Benden daha Atatürkçüsü yoktur” diyerek meydan okudu.

Anlaşılan “Atatürkçü” olunmadan, yakın tarih konusunda bazı tespitlerin yapılamayacağına o da inanıyor.
Keşke bunları çok önce tartışmış ve sonuçlandırmış olsaydık. O taktirde bugün daha barışçı bir ortamda, daha gelişmiş şartlarda kendi gerçeğimizi yaşıyor olabilirdik. Ama başta tarih olmak üzere her şeye ideolojinin deli gömleğini geçirenler bu konuları tartışmamıza izin vermediler…

Atatürk’ün etrafındaki her türlü tartışmayı “hakaret” telakki ettiler ve hatta özel bir “Koruma Kanunu” bile çıkardılar.
Bu kör dövüşü artık bitmeli.

Yavuz Bahadiroğlu- Yeni Akit




Ahsarla

Popüler Yayınlar Son 7 gün

Sultan İkinci Abdülhamit Han

CHP döneminde

CHP döneminde
CHP döneminde

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *