Kod Dostu

Ben bir karış dahi olsa vatan toprağını satmam, zira bu vatan bana değil milletime aittir. Milletim de bu toprakları ancak aldığı fiyata verir. Çünkü bu topraklar kanla alınmıştır, kanla verilir! Sultan II.Abdülhamid

3 Eyl 2013

Yavuz 40 bin Alevi’yi kesti” masalı








Yavuz Bahadıroğlu, Yavuz Sultan Selim'in 40 bin Alevi'yi katlettiği iddialarının birinci dereceden belge niteliğindeki hiçbir kaynakta yer almadığını, ilgili söylemlerin 18. yy.'da İran casusları tarafından Avrupa'ya geçtiğini belirtti.

Tarihçi Yazar Yavuz Bahadıroğlu, Habertürk'te Yavuz Sultan Selim'in 40 bin Alevi'yi katlettiği iddiasına cevap verdi.

Katliam iddiasına ilişkin yapılan doktora çalışmaları bulunduğuna dikkat çeken Bahadıroğlu, "Neden yapsın?" sorusunu yöneltmesinin ardından, yapılan yol ve inşaatlara dikkat çekerek "Şimdiye kadar, 40 Bin kişinin ya da biner biner kişinin, onar bin kişilerin gömüldüğü toplu mezar çıktı mı?" dedi. Bahadıroğlu, hiçbirşeyin gizli kalmayacağını, zaman içinde toprağın kusacağını ve o gizliliği dışa vuracağını belirtti.

O dönemin İstanbul dışındaki şehirlerinin nüfusunun ortalama On'ar bin kişi olduğunu hatırlatan Bahadıroğlu, bu iddianın aşağı yukarı 4 büyük şehirin tarihten silinmiş olması anlamına geldiğini kaydetti. Bahadıroğlu, böyle bir silinmenin de vergi gelirlerinden anlaşılabileceğini ifade etti ve sordu: "Orada bir azalma olmuş mu?"

Görgü şahitlerinin kayıtlarından da mutlaka bir kağıt, bir defter kalması gerektiğini ancak böyle bir belgenin de bulunmadığını açıklayan Bahadıroğlu, "Bunu en fazla İran casuslarının dillendirdiğini ve Farisi kaynaklardan Avrupa'ya geçtiğini, bizde ancak bazı Kürt kaynaklarında buna benzer iddialar olduğunu görüyoruz." Dedi.

Birinci dereceden belge sayılabilecek nitelikteki önemli kaynaklarda ilgili iddialara ilişkin bir ifade olmadığının net bir şekilde altını çizen Bahadıroğlu, "Daha çok 18. yy. sonrasında yoğun bir şekilde bunlar gündeme getirilmiş, hem milliyetçilik duyguları itibariyle Osmanlı hakimiyetindeki Kürtleri, Bulgarları, Yugoslavları kaşımaya başlamışlar hem de halkları birbirine düşman etme çabaları işin içine girmiş, dış güçler işin içinde olmuş" dedi ve özellikle İran kaynaklı asılsız iddialar olduğunu vurguladı.

Bahadıroğlu, Yavuz Sultan Selim'in padişah olma sürecindeki gelişmelerin de sebebinin "Şah İsmail'in Anadolu'yu götürüyor olması ve Anadolusuz bir Türkiye'nin de sadece Balkanlarla ayakta duramayacağı" bilgisi ile babasını uyardığı ancak önlem alınmaması üzerine durumun geliştiğini belirtti.

http://www.samanyoluhaber.com/kultur/Yavuzun-Alevi-katliami-yapmadigini-ispatladilar/1025865/

http://www.ekonomisthaber.com/yazdir.asp?ID=97


http://www.aktifhaber.com/alevi-katliam-iddiasi-iran-casuslarinin-isi-796210h.htm


-----------------------------------------------------------------------------


Daha önce defalarca yazdım, televizyonlardan, radyolardan anlattım; fakat okumayan için hiçbir kitap yazılmamış, dinlemeyen için hiçbir söz söylenmemiştir. (Mevlâna)

Bazıları “üç may-munlar”ı oynama alışkanlığını sürdürüyor: “Duymadım”, “görmedim”, “bilmiyorum”…

Yazıyorsunuz okumuyor, konuşuyorsunuz dinlemiyor, anlatıyorsunuz anlamıyor. “Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur” hesabı, sadece bildiğini okuyor.

Araplar buna, “Konuş konuş faydası yok” anlamında, “Kellim kellim lâ yenfa’” derler.

Safî zihinler idlâl (temiz insanların kandırılmaması) olmasın diye bir kere daha anlatmayı deneyeceğim…

1- Yavuz Sultan Selim; kendi halinde Alevileri kesmedi, kesseydi Anadolu’da Alevi kalmazdı.

2- Rivayete göre olay Tokat ve Sivas dolaylarında geçmiş. O günden beri çeşitli vesilelerle bölgenin altı üstüne (yol, baraj, inşaat, vs.) getirilmesine rağmen hiçbir toplu mezara rastlanmamış. Acaba katledildiği söylenen kırk bin Alevi’nin cesedi uçmuş mu?

Konuyu hassasiyetle araştıran yerli ve yabancı tarihçiler, verilen sayının fevkâlâde abartılı olduğunu, böyle bir olayın yaşanmadığını söylüyorlar.

Meselâ, Tarihçi Mustafa Akdağ, “Bu pek şişirilmiş bir sayıdır” diyor, “Çünkü bu padişah devrine ait pek çok mahkeme defterleri hâlâ elimizdedir. Bunlar üzerinde yaptığımız araştırmalarda, bu çapta kitle idamlarına rastlayamadık. Eğer öyle kanlı bir olay geçseydi, bu defterlerde yer alması zorunlu idi.”

Tarihçi Prof. Dr. Feridun Emecen, “40 bin Alevi’nin Yavuz tarafından katledildiğine dair herhangi bir bilgi, dönemin kaynakları olan ‘Selimnâme’ literatüründe, biri dışında geçmez. Üstelik Şah İsmail’in de İran’a hâkim olduğunda büyük bir Sünni temizliğine gittiği yine devrin kaynaklarında yer alır. Safevi/İran kaynaklarında ve bazı Batılı çağdaş kaynaklarda bunun için yine 40-50 bin Sünni’nin katledildiği belirtilir. Bütün bunlar her iki tarafın kaynaklarının abartmasıdır, gerçek rakamları göstermeyip çokluk ifade eder…

Bu konudan söz eden ilk kaynak, İdris-i Bitlisi’nin ‘Selimşahnâme’ adlı kitabıdır… İdris-i Bitlisi, o döneme dair bilgileri toplamış, fakat yazdıklarını temize çekme ve düzenleme imkânı bulamadan ölmüştür. Daha sonra oğlu Ebulfazl Mehmed Çelebi, babasının notlarını derleyip toplayarak ve kendi edindiği bilgilerle de eklemeler yaparak Selimşahnâme adlı eseri tamamlamıştır. İşte bu eserde, Çaldıran Seferi evvelinde Yavuz’un ‘Kızılbaş taifesinin kökünü kazımak için’ memleketin idarecilerine bir emir yolladığına dair iddia yer alır. O yazara göre bu emre dayanarak katliam yapılmıştır.

Bu bilgi daha sonraki tarihçiler tarafından okunmuş ve Osmanlı tarihleri bu bilgileri esas alarak bir yanlışın daha da yayılmasına yol açmışlardır.

İdris-i Bitlisi’nin iddia ettiği teftişe dair herhangi bir arşiv belgesi veya o dönemde yazılmış bir kitabî kaynak mevcut değildir.”

Son söz Robert Mantran’ın: “Göründüğü kadarıyla, bu ‘büyücü avı’, özellikle olaylara bulaşan tımar sahiplerini yerlerinden atmak ve bilinen elebaşları öldürmekten ibaret kaldı. 1513 ya da 1514’te olan 40.000 ‘sapkın’ın kırılması efsanesini destekleyen hiçbir kanıt yok elimizde.”
En az yabancılar kadar insaflı ve vicdanlı olmak gerekmiyor mu?

Yavuz Bahadıroğlu / Yeni Akit

----------------------------------------------------------------------------

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül üçüncü köprünün adının Yavuz Sultan Selim konulduğunu açıklayınca taraflar gardlarını alarak sahneye çıktılar. Aleviler tepkilerini “Eli kanlı bir katilin adı nasıl bu köprüye verilir?” diye dışa vurdular. Laik ve sol çevreler, “Başka isim mi yoktu? Alevileri kışkırtmanın, yaralamanın, aşağılamanın anlamı ne?” şeklinde özetlenebilecek tepkiler verdiler. Milliyetçi çevreler 1980 öncesi gençliğin yurt odalarında dolaplarının kapağını süsleyen, adeta idolleri olan, “Kahraman Türk, işte bu!” dedikleri ‘Yavuz’ hususunda sessizliğe büründüler. Hükümet çevreleri “Maksadımız Alevi vatandaşları rencide etmek değil. Yakında bir iki üniversiteye Hacı Bektaş-ı Veli, Pir Sultan Abdal adını vereceğiz. Yavuz da bizim, Pir Sultan da!” dediler.

Osmanlı tarihlerinden 16. yüzyılın ikinci yarısında kaleme alınmış olanlarında yapılan teftişler sonucu 40 bin kişinin tespit edilip bunların bütünüyle imha edildikleri veya bir bölümünün sürgüne gönderildiği bilgisi bulunur. Bu bilgiler zamanla Anadolu’da yapılan teftişler sonucu “40 bin Alevinin Yavuz Sultan Selim tarafından katledildiği” şeklinde nerdeyse tartışılmaz bir kabule dönüşen bilgi haline gelerek bugün sosyal ve siyasî vesilelerle sık sık tekrarlanan bir “paradigma” olmuştur. Derin Tarih’in alanında uzman kalemleri bu paradigmayı yıkıyor! 

İşte Derin Tarih’in Yavuz ve Alevilik dosyasından çarpıcı kesitler:

Prof. Dr. Feridun Emecen: Alevi katliamı bir efsaneden ibarettir

“Verilen rakamlar abartılıdır. Konuyu değerlendirirken tarihî serinkanlılıktan âzâde olarak bir tarafı göz ardı edip diğer tarafı öne çıkarmak ve bundan sosyal (belki de siyasî!) bir menfaat beklemek toplumlar arası husumeti körüklemekten başka bir işe yaramaz. Yavuz’a ‘Alevi katili’ sıfatını verenlerin en büyük dayanağı, İdris-i Bitlisî’nin verdiği abartılı rakamlardı. Devrin anlayışının gereği Yavuz’un kahramanlığını yüceltmek için verdiği rakamların yüzyıllar sonra büyük siyasi tartışmalara yol açacağını nereden bilebilirdi ki? Geç tarihli kaynaklarda bu bilgilerin abartılarak nakledilmesinde aslında Safevî ve Osmanlılar arasındaki siyasî-dinî çekişme yatmakta, Sünni inancı bütünüyle ortaya çıkaran 16. yüzyılın tarihçileri bir ölçüde karşı tarafa gözdağı verme, yandaşlarına da iftihar vesilesi veya dinî inanca ne kadar bağlı olunduğunu kuvvetle vurgulama amacıyla bu gibi bilgileri daha da abartarak kullanma eğilimi sergilemektedir. Sistemli bir ‘Kızılbaş temizliği’ yapıldı demek kanaatimizce büyük bir yanılgıdır.”

Prof. Dr. Mehmet Çelik: Şah İsmail Türktür ama Türk tarihinde yeri yoktur

Evet, Şah İsmail Türktür. Yazdığı Türkçe şiirler de güzeldir. Ama Türk tarihinde yeri yoktur. O, Fars kültür tarihinin bir parçasıdır. Mezhep algısı Türklüğünün ve İslamın önündedir. Siyasî ve mezhebî ihtirasları ve taassubu Türk-İslam tarihine büyük zararlar vermiş, yüz binlerce masumun kanına girmiştir. Saldırgan Şah’tır. Yavuz ise savunmadadır. Şah’ın mezhepdaşları Antalya, Burdur, Kütahya, Amasya, Tokat, Çorum, Elbistan, Maraş, Diyarbakır, Elazığ, Erzincan ve Erzurum’da oluk oluk kan akıtıp onbinlerce masum insanı katlederken Tebriz’e giren Yavuz tek bir Şiinin bile burnunu kanatmamıştır. 

Prof. Dr. Tufan Gündüz: Tarihçiler Kızılbaş katliamından söz etmiyor

Anadolu’da 40 bin Kızılbaşın öldürüldüğüne dair ilk bilgi İdris-i Bitlisî’de geçiyor. Hoca Sadeddin Efendi ve İbn Kemal bu bilgiyi ondan aynen naklediyorlar. Öte yandan, sarayın içinde olup pek çok belgeyi görme ve dedikoduyu duyma imkânı bulunan Celalzâde Mustafa’nın Selimnâme adlı eserinde bu hadiseye hiç dikkat çekmiyor oluşu ilginçtir. Hatta şu kadarını söyleyelim; İdris-i Bitlisî’nin eserini kaynak olarak kullanmayan tarihçiler ve özellikle Selimnâme yazarları Kızılbaş katliamından hiç söz etmiyorlar.

Safevîlerin halifeler yoluyla neredeyse bütün Anadolu’yu gözetleme imkânı buldukları bir dönemde iddia edilen katliamdan hiçbir şekilde haberdar olmamaları hiç akla yatkın değil. Çünkü Safevî ordusunun hızla eridiği ve Anadolu’dan gelecek yetişkin erkeklere ihtiyaç duyulduğu bir ortamda müritlerine, yani Kızılbaş Türkmenlere yönelik böylesine geniş çaplı bir katliamın en azından saraya haber olarak ulaşması beklenirdi. Bu da savaşmakta isteksiz davranan Şah İsmail açısından hiç olmazsa Çaldıran Savaşı için kuvvetli bir neden oluştururdu. Ama garip bir şekilde “İran-zeminde” 40 bin kişinin katliyle ilgili hiçbir habere rastlanmıyor. İran kaynaklarındaki bu suskunluk hakikaten şaşırtıcıdır.

Safevî kaynakları sözde katliama neden suskun kaldı?

Anadolu’daki gelişmeleri sıkı sıkıya takip eden Safevîlerin böyle bir katliam karşısında duyarsız kalması beklenebilir mi? Örneğin II. Bayezid döneminde İran’a gitmek isteyen Kızılbaşların engellenmesi üzerine Şah İsmail Osmanlı Sultanına önce mektup gönderip izin istemiş, daha sonra üstü kapalı olarak tehdit etmişti. Keza Şah Kulu ayaklanması da Safevî tarihçileri tarafından yakından takip edilmişti.

Buna karşın “40 bin kişinin katli” meselesinde Safevî Sarayı bütünüyle duyarsız, Safevî kaynakları ise tamamen habersiz görünmektedir. Açıkçası hiçbir Safevî kaynağı Osmanlıların Alevi katliamı yaptıklarına dair bilgi vermez.

Prof. Dr. Abdülkadir Özcan: Yavuz Osmanlı Alevilerine karşı tavır almamıştır

Son zamanlarda Yavuz Sultan Selim adının üçüncü Boğaz köprüsüne verilmesi meselesinin polemik konusu yapılması çok hüzün verici. Zira bazı Alevi kardeşlerimiz onu kulaktan dolma bilgilerle tanıyor. 

Öncelikle vurgulamalıyız ki, Yavuz kesinlikle Osmanlı Alevilerine karşı tavır almamıştır. Onun hedefi Şiiliği devlet politikası haline getiren ve Anadolu’da büyük bir fitne çıkaran İran Safevî Devleti’nin hükümdarı Şah İsmail ile onun Anadolu’daki propagandacılarıdır. 

İslam dünyasının geleceği bakımından doğudaki Şah İsmail fitnesini bertaraf etmeyi hayatı boyunca gaye edinen, İslamiyetin kutsal beldelerini Portekiz tehlikesinden kurtaran ve İslam birliğini kurma yolunda çok önemli adımlar atan, genişlettiği tersane ve yaptırdığı büyük gemilerle Osmanlı donanmasını güçlendiren deniz sevdalısı bu padişahın adının bir köprüye verilmesi onu yüceltmez. 

Zira gemiler yaptırırken kendisine bu hazırlıkların Rodos’a mı yönelik olduğunu soranlara bu büyük hükümdarın, “Bu hazırlıklar küçücük bir ada için mi sanıyorsunuz?” diye karşı sualle cevap vermesi meşhurdur. Böyle bir hükümdar adına sadece köprü değil, ilmin ve âlimlerin hamisi olması dolayısıyla bir üniversite de açılsa azdır.
------------------------------------------------------------------------









Ahsarla

Popüler Yayınlar Son 7 gün

Sultan İkinci Abdülhamit Han

CHP döneminde

CHP döneminde
CHP döneminde

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *