Kod Dostu

Ben bir karış dahi olsa vatan toprağını satmam, zira bu vatan bana değil milletime aittir. Milletim de bu toprakları ancak aldığı fiyata verir. Çünkü bu topraklar kanla alınmıştır, kanla verilir! Sultan II.Abdülhamid

8 Eki 2013

Atatürk Türkiye'yi Sevdi Türkleri Değil



Atatürk Türkiye'yi Sevdi Türkleri Değil

Derin Tarih Dergisi bu ay da her ay olduğu gibi çarpıcı konularıyla okurlarını aydınlatmaya devam ediyor. Derin Tarih, ülkemizi de birkaç defa ziyaret etmiş olan ünlü tarihçi Arnold J.Toynbee'nin, herkesin ağız birliği etmişcesine fikir özgürlüğünden, demokrasiden, insan haklarından söz ettiği bir zamandaki izlenimlerin yer aldığı harika bir konu seçmiş. Ünlü tarihçinin "Hatıralar: Tanıdıklarım" adlı eserinin Türkçe çevirisinde, Türkçe'ye çevrilmeyen cümlelerini ilk defa Derin Tarih Dergisi yayınlıyor. 
Toynbee, 1923 baharında, Cumhuriyet ilan edilmeden kısa bir süre önce İstanbul ve Ankara'ya gelip önemli kişilerle görüşmüştü. Ankara'da bulunduğu sırada Çankaya Köşkü'ne bir akşam yemeğine davet edilen Toynbee, orada gördüklerini ve aynı günlerde Mustafa Kemal Paşa ve kişisel dostluk kurduğu zevatla yaptığı görüşmenin izlenimlerini, yazımını 1966 yılında bitirdiği Acquaintances (Oxford University Press: London, 1967) adlı kitabından anlatmıştı.

İşte Arnold J.Toynbee'nin anıları:

Keşke Hz.Muhammed'i (S.A.V.) dinlemiş olsaydı

Atatürk doymak bilmez (gargantuan) bir sert içki müptelası olmuştu. 1923 yılında bir akşam yemeği için Ankara'da misafiriydim, lebalep sek viski kadehleriyle dolu büyük bir pirinç tepsi Atatürk'ün önüne konulduğunda olanlara gözlerimle şahit oldum. Bardaklar öylesine hızla boşaldı ki, sanki viskiler birer koyun pirzolası, diktatör (Atatürk) de bunları iştahla mideye indiren bir danuaydı (dane). Atatürk kendini bütün haramlardan kurtardığını kanıtlamak istermiş gibi oldukça gösterişli bir tavırla içerdi içkisini. Fakat aynı zamanda pervasızca içerdi; zira bu Batılı günah, tam da onun doğasına uygun bir şeydi. 

Atatürk'ün şeytani (demonic) bir doğası vardı ve dönemin bazı hızlı Amerikalıları gibi alkolü yaptığı her işte ortaya koyduğu insanüstü 'dürtü'yü canlı tutacak bir uyarıcı olarak kullanırdı. Atatürk pek çok insanın bir ömre sığdırabileceğinden çok daha fazlasını başardı, alkol de enerjisinin kaynaklarından biriydi; ne var ki, vakitsiz ölümünün sebebi de içki olacaktı. Bu şeytani sabık Müslümanın Batı'nın bu zehiriyle başa çıkamaması, belki de Muhammed Peygamber'in içkiyi yasaklamasındaki hikmetin de bir kanıtıdır.

Dostlarını sürgüne gönderdi

Atatürk'ün sürgüne gönderdiği eski silah arkadaşları maddi şartlar bakımından sürgündeki Rus dostlarımdan daha şanssız değillerdi; ancak Rus sürgünlerin maruz kaldıkları psikolojik sorunlarla da boğuşmak zorundaydılar. 

Atatürk bu insanları sürgüne yollayarak hem sürgüne gönderdiği insanlara karşı kişisel olarak, hem de kendisinin ve sürgüne gönderdiği insanların ülkesine karşı büyük bir suç işledi. Atatürk, Türkiye'nin vatanını seven, dürüst ve yetenekli vatandaşlara en çok ihtiyacı olduğu bir dönemde ülkesini kendisi dışında herkesten mahrum bıraktı ve aslında bunu yaparken sürgüne yolladığı insanların sahip olduğu yurtseverliğe sahip bulunmadığını da kanıtlamış oldu.

Bu insanlar ülkeleri için yine onun liderliğinde çalışmaya can atıyorlardı. Atatürk'ün cevabı ise onları ülkelerinden kovmak oldu. Onun gözünde bu insanların suçu, kendilerine ait fikirlerinin olması ve bunlarla çalıştığı sürece Türkiye semalarının tek parlayan yıldızı olamayacağıydı; bu, kabul edilemezdi.

Karşısındakini bakışlarıyla korkuturdu

Atatürk, biri hoşlanmadığı bir şey söylerken karşısındaki insanı görsel olarak korkuturdu; ağzını açmadan bütün alnını, kaşlarının üzerine çöreklenen bir fırtına bulutu gibi öne eğecek şekilde kaşlarını çatardı. Ben de bu asılan yüz ifadesiyle bana tamamen haksız olduğumu söylediğinde karşılaştım. 

Atatürk ile aramızdaki fikir alışverişi oldukça kısa sürdü; ancak bu kadarı bile oldukça güçlü fakat aynı zamanda Leibnizci manada 'tek yönlü' (monadik) bir zihinle karşı karşıya olduğumu anlamama yetti.

Atatürk'ün aklının midye gibi kendi içine kapanması, bence onun şeytani karanlığının bir bedeliydi.Atatürk'ün inatçılığı, ülkesinin ödemek zorunda olduğu ağır bir bedele yol açtı; Artık o, ülkesinin diktatörüydü.

İnsanı insan yapan bir özellik ona bahşedilmemişti

Atatürk gerçekten de kişisel ilkelere hiç önem veren biri değildi ve önem vermemesinin sebebi de ondaki sevgi yokluğuydu. Atatürk oldukça yüksek düzeylerde deha ve kararlılık sahibi biriydi, fakat insanı insan yapan bir özellik ona bahşedilmemişti. Eğer Atatürk'ün herhangi bir şeyi sevdiğini söyleyeceksek, onun sevdiği şeyin soyut bir kavram, bir bir fikir olduğunu söyleyebiliriz. O Türkiye'yi sevmişti, ancak gerçek anlamda hiçbir Türkü sevdiğini söyleyemeyiz (tabii 'sevmek' doğru kelimeyse).


KAYNAK ; Derin Tarih 


Ahsarla

Popüler Yayınlar Son 7 gün

Sultan İkinci Abdülhamit Han

CHP döneminde

CHP döneminde
CHP döneminde

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *