Kod Dostu

Ben bir karış dahi olsa vatan toprağını satmam, zira bu vatan bana değil milletime aittir. Milletim de bu toprakları ancak aldığı fiyata verir. Çünkü bu topraklar kanla alınmıştır, kanla verilir! Sultan II.Abdülhamid

11 Eki 2013

Fatih ve İlim-Teknik


Tarih, Yeni Çağ'a damgasını vuran en muktedir şahsiyet olarak Fâtih'i kaydeder.

Fâtih, Osmanlı Cihân Devletinin başına geçtiğinde henüz yirmi yaşlarında olmasına rağmen, Doğu ve Batı kültürü ile asrının ilimlerine vâkıf çaplı bir liderdi.

Tarihçilerin çoğu onun Arapça, Farsça, Latince, Yunanca, İtalyanca ve Sırpça olmak üzere altı lisân bildiğini kaydederler. Ayrıca Çağatay şîvesini de bilmekte ve Uygur hurûfatıyla yarlığlar (ferman) kaleme almaktaydı.

Cihân tarihinin seyrini değiştirip yeni bir çağ açan Fâtih'in, önce kutlu İstanbul'un fethi sırasındaki hârika buluşlarını gözden geçirmeliyiz.

* Fetihten önce Boğazın en dar ve hâkim yerine Bizans'ın Karadeniz'le irtibatını kesen Boğazkesen (Rumeli) Hisârını inşa ettirdi. 31.250 m2 lik bir alanı kaplayan, stratejik ve san'at değeri yüksek olan bu dev âbide 3,5 ay gibi kısa bir zamanda bitirildi. Eserin projesini genç padişah kendisi hazırlamıştı.

* O tarihlerde İstanbul'un etrafını çeviren sûrların yüksekliği 17 metre, kalınlığı da zirvede 4 metreydi. Papa'nın tutumu ve Avrupa'nın siyâsf durumu dolayısıyla da sûrların kısa zamanda tahrîbi gerekiyordu. Bu maksatla Edirne'de çok büyük toplar döktürdü. Sayıları 200'ü bulan bu mütekâmil toplar sadece bir kış sezonunda döküldü ve orduya teslim edildi. İçlerinde iki tonluk gülle atanları vardı. Tarihin seyrini değiştiren bu çok güçlü topların plânlarını ve balistik hesaplarını genç padişah bizzat kendisi yapmış; imâl ve döküm işlerini de Edirne ve Bursa medreselerinden (üniversite) mezun Türk usta ve mühendisleri gerçekleştirmişti. Zannedildiği gibi Macar Urban bir mühendis değildi. Yüzlerce dökümcü ustasından sadece biriydi. Burada sözü yabancı tarihçilere bırakalım:

"Top, tarihte ilk defa olarak Bizans'ın fethinde söz sahibi olmuştur. (1) "Topçuluğa en büyük ehemmiyeti veren ilk hükümdâr Fâtih'tir. Fâtih'ten evvel topçuluk, bütün dünyada, hafife alınan daha çok sesiyle düşmanı ürkütmek için orduda kullanılan bir silâhtı. Büyük kaleleri yerle bir edebileceği akıldan bile geçirilmezdi.." (2) 


HAVAN TOPU

* Haliç'te bulunan düşman donanması ile sûrların içindeki Bizans'lı askerlere toplar pek tesir etmiyordu. O kanlı ve çetin hengâmede Havan topunu icad ediverdi. Türk ordusu muhasara boyunca Fâtih'in icâdı olan bu toplarla Kasımpaşa sırtlarından gülle aşırıp Haliç'teki müttefik Haçlı donanmasını te'sîrsiz hale getirmiştir.

* Bizans'ın Türk askerine çok zarar verdiren meşhur "Greguar" ateşine karşılık tahrîb ve yangın bombalarını icâd etti. Avrupalı’ya göre bu buluş ünlü Alman bombası V-1'lerin esâsıydı: "V-1'lerin ceddi olan uçan alev füzeleri, ilk defa Türkler tarafından Bizans'ın fethinde kullanılmıştır ki. bu füzelerin işleme prensibi asırlardan beri unutulmuş ve ancak 20. asrın mühendisleri tarafından yeniden ele alınmıştır." (3) 

* 22 Nisan gecesi 67 gemiden mürekkeb Türk donanması karadan yürütülmek suretiyle Halic'e indirildi. Bir gecede gerçekleştirilen ve insanı hayrette bırakan bu muazzam teşebbüs karşısında Fâtih'in düşmanı olan Bizans'lı tarihçi prens Dukas dahi hayranlığını gizleyemez: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim işitti? Mehmed, karayı, denizde olduğu gibi geçti ve Bizans'ı mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul'u fetheyledi." (4) 


HALİÇTE İLK KÖPRÜ

* İstanbul sûrlarının en zayıf ve alçak olan kısımlarının da kuşatılması için Haliç' te, yine bir gece içinde büyük bir köprü kurdurdu. Takriben 650 metreyi bulan bu köprünün üstünde yan yana beş asker rahatça yürüyor, toplar da kolayca taşınabiliyordu.

* Sûrların önünde 9 metre derinliğinde ve 18,5 metre genişliğinde büyük hendekler vardı. Sûrlara tırmanmak imkânsızdı. Bizans'lılar sûrlarda açılan gedikleri 24 saat çalışmak suretiyle kapatıyorlardı. 18 Mayıs'ta bunun da çâresini buldu. Yürüyen zırhlı kuleler icâd etti. Sûrlarından yüksek olan bu kulelere hafif toplar yerleştirildi. Bu arada kuleler hendekleri doldurabilecek bir araç şeklinde imâl edilmişti. Böylece hem hendekler dolduruldu; hem de sûrlarda ordunun geçebileceği mühim gedikler açılmış oldu.

Hülâsa Türk tarihinin bu en mes'ûd anı, muâsır devletlere göre çok İleri bir seviyede bulunan Türk ilim ve tekniği ile gerçekleşti.

Fâtih hayatı boyunca ilme ve âlimlere çok değer vermiştir. Sarayı ilmi münakaşa ve mubâhasenin yapıldığı bir akademi halindeydi. Huzurunda âlimler rahatça oturup konuşabildiği halde Vezir-i a'zam dahil bütün devlet adamları ayakta beklerlerdi. Toplantılara çok defa reîs-ülulemâsı fatıyle Molla-Husrev başkanlık ederdi. Bazı toplantılara başında ulemâ sarığı, sırtında da "binişi" (âlimlere mahsus kıyafet) olduğu halde İştirâk ettiğini tarihçiler anlatırlar.

Fâtih ayrıca İstanbul'a Doğulu ve Batı'lı âlimleri davet eder; bu hususta hiçbir fedâkârlıktan çekinmezdi. Nitekim 15. yüzyılın en büyük astronom ve matematikçisi olan büyük âlim Ali Kuşçu'yu İstanbul'a davet etmiş ve kendisini günde 200 akça maaşla Ayasofya Medresesinde vazifelendirmişti. Halbuki o devirde kıdemli bir âlimin yevmiyesi 50 akçaydı. Bu arada Batı'lı bilginlerden filozof Amirutzes ile İtalyan arkeoloğu Anconalı Cyriacus dâvet edilenler arasındadır.

Fetihten sonra İstanbul'da iki üniversite kurulur. Bunlar Ayasofya ve Zeyrek medreseleridir. Her iki müesseseden de değerli ilim adamları yetişmiştir. Fâtih'in İstanbul'da kurdurduğu üçüncü büyük ilim ve kültür yuvası Fâtih medreseleridir. "Sahn-ı Semân" veya "Medrese-i Semâniye" diye de söylenen bu yüksek mektep Fâtih câmiinin etrafında inşâ edilen sekiz fakülteden ibaretti. İçlerinde Fen Fakültesi ile Tıp Fakültesi de vardı.

Öğretim üyelerinin Fâtih'in teveccühünü kazanabilmeleri için ilmî eser vermeleri şarttı. Çalışkan ilim adamlarını taltîf ederdi. Talebelere de çok ehemmiyet verir; geceleri geç vakit medreseleri dolaşır, talebelerin çalışıp çalışmadığını teftiş ederek çalışkan olanları mükâfâtlandırırdı.

Fâtih medreselerinin etrafında talebeler ve Öğretim üyeleri için bir kütübhâne, 70 yataklı bir dârüşşifâ (hastahâne) gurbetten gelen âlimlerin ve yolcuların barınması ve beslenmesi için bir Kalenderhâne (misafirhâne) ile dârüşşifâdan iyi olup ta çıkan, fakat bünyesi zayıf düşen hastaların bakılması için bir de Tâb-hâne inşa edilmiştir. Külliyede bir de akıl hastalan için dârülmeccânin (akıl hastahanesi) yapılmıştır. (5) 

Fâtih hastahanesinde bütün hastalıkların tedâvisi ücretsiz yapılıyor; ilaçlar da halka bedava veriliyordu.

Hastahanede nazarî ve pratik bilgilerle donatılmış hâzık ve denenmiş hekimler, göz mütehassısları, cerrâhlar eczacılar, hastabakıcılar ve hizmetçiler vazife görüyordu.

Hekimler günde en az iki defa hastalan ziyaret ve muayene etmeye mecburdu. Hastabakıcılann da hastalarla güzel konuşan ve onlara iyi muamele eden kimselerden olması şarttı. (6) 

Hastahanede her çeşit hastalar tedâvi edilir; aynı zamanda talebeler hastalar üzerinde tatbikat da yaparlardı.

Dârüşşifâ'nın Vakfiyesinde aynı zamanda bugün dahi ileri ülkelerde gerçekleşmesi zor olan şu bilgiler de vardır: "Haftada bir gün vakıf nâzın, hekimbaşı ve kâtip hastahanede toplanacaklar. İstanbul'da evinde hasta olup da ilaç almaya kudreti olmayan ve evine hekim çağırmaktan âciz ve muhtaç müslümanlar tarafından yapılan müracaatlar geri çevrilmeyecek; dilek sahiplerinin arzuları derhal yerine getirilecektir. (7) 

Gerçekten Osmanlı İmparatorluğu 15. yüzyılda tıb ilminde de akıllara durgunluk verecek bir seyiyeye ulaşmıştı. Bunu muâsır hiçbir Avrupa ülkesinde göremediğimiz TIP AKADEMİSİ daha iyi ısbatlar. Fâtih'in kurduğu bu Akademide devrin önde gelen yedi bilgini vazife görüyordu. Akademinin başkanlığına ayda iki bin akça maaşla Ahmed Kudbeddin getirilmişti. Bazılarınca Tıb Şûrası olarak da isimlendirilen Akademide Hekim Mehmed Şükrüllah-i Şirvanî, Hoca Ataullah-i Acemî, Hekim Yakub Paşa, Hekim Lâri-i Acemî, Hekim Arab ve Altunîzâde aza idiler. (8) 

Halbuki o tarihlerde Avrupa ülkelerinde değil bir Tıp Akademisi, hastahanelerde hekim bile yoktu. Strasburg Hastahanesi’ne ilk hekim 1500 yılında, Leipzig Hastahanesine 1517 yılında, nihâyet Paris Hastahanesi’ne de 1536 senesinde o da tek bir hekim tayin edilebilmiştir. Hele bir prevantoryum olarak vazife yapan Tâb-hânelerle, bugünkü darülacezelere benzer fonksiyonu olan Kalenderhâneler gibi hayır müesseseleri o çağlar Avrupası'nda meçhuldü.

Sarayda bir de esaslan Birinci Murad zamanında tesbit edilen Enderun mektebi kurulmuştu. Saray Üniversitesi mâhiyetindeydi. Tahsil müddeti 14 yıl olup vezirler, devlet adamları, subaylar ve sanatkârlar bu mektepte yetiştirilirdi.

Fâtih'in kitaba da büyük değer verdiği görülür. Sarayda bir kütübhâne kurdurmuş, başına da âlim Mollâ Lütfü'yü tayin etmişti. 1929 yılında Topkapı Sarayındaki bu kütübhanede incelemeler yapan Alman Prof. Adolf Diesman, Latince, Yunanca, İtalyanca ile diğer yabancı dillerde yazılı 587 eser tesbit etmiştir. Bu kütübhâne karşısında heyecanlanan ve duygulanan Diesman Fâtih'e duyduğu hayranlığı şöylece ifade eder: "Dünya tarihinde bir dönüm noktası meydana getirmiş; Doğu ve Batı' nın kapısında durmuş, her iki âlemin kültürünü nefsinde toplamış bir insandı. (9) 

Fâtih zamanında sadece İstanbul'da 13 kütübhâne kurulmuştu.

Fâtih devrinde Türk Donanması da büyük bir gelişme gösterir. Babası II. Murad Han zamanında donanmada yalnız 30 adet büyük harb gemileri vardı. Büyük tersâneler inşâ ettirdi. 1470 senelerinde Osmanlı Devleti artık denizcilikte de öndedir. Zira Osmanlı Donanması 250 gemiden meydana gelen harp filosu ve 500 parçadan oluşan nakliye gemileri ile muazzam bir güce ulaşmıştır.

Ünlü Alman tarihçisi ve Türkoloğu olan Babinger bu gelişmeyi "hayrete sezâ" sözü ile Över. O'na göre Donanmay-ı Hümâyûn bütün Avru pa donanmalarından üstündür. (10) 

Hülâsa üçü imparatorluk olmak üzere yirmiye yakın devlet ve 200 belde fetheden Fâtih zamanında yüz ölçümü 2.214.000 km2 yi bulan Osmanlı Devleti sadece askerî güce istinâd etmiyor; ilim, insanlık ve adâletle yer yüzünü süslüyordu.

Doğrusu, tarihin yüzünü ağartan Fâtih ne güzel bir sultan, silah arkadaşları olan yiğitler de ne güzel askerdi.



KAYNAKLAR
1) (Benoist- Mechin 54-55) Y. Öztuna. Büyük Türkiye Tarihi C.2, S. 461)
2) (Babinger, 616) Y. Öztuna. Büyük Türkiye Tarihi C. 3, S. 131)
3) (Benoist- Mechin 54-55) Y. Öztuna. Büyük Türkiye Tarihi C.2, S. 461)
4) Y. Öztuna- Büyük Türkiye Tarihi C.2, S. 440)
5) Süheyl Ünver. Fâtih Dârüşşifâsı S. 6
6) Fâtih Vakfiyesi. Vazâif-i Dârüşşifâ m. 2 73-284
7) Fâtih Vakfiyesi. Vazâifi-i Dârüşşifâ m. 282
8) A. Adnan Adıvar. Osmanlı Türklerinde İlim S. 46.
9) A. Adnan Adıvar. Osmanlı Türklerinde İlim S. 37.
10) Y. Öztuna Büyük Türkiye Tarihi C.3, S. 130.



Ahsarla

Popüler Yayınlar Son 7 gün

Sultan İkinci Abdülhamit Han

CHP döneminde

CHP döneminde
CHP döneminde

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *