Kod Dostu

Ben bir karış dahi olsa vatan toprağını satmam, zira bu vatan bana değil milletime aittir. Milletim de bu toprakları ancak aldığı fiyata verir. Çünkü bu topraklar kanla alınmıştır, kanla verilir! Sultan II.Abdülhamid

3 Şub 2014

İngiliz Casusunun İtirafları - 1. Kısım 7. Fasl

Birinci Kısm
YEDİNCİ FASL

Birinci sırrın tadını tatdıkdan sonra, ikinci sırrı da öğrenmek için, can atıyordum. Nihâyet bir gün sekreter, söz verdiği ikinci sırrı da açıkladı. İkinci sır, bir asrlık bir zemân içinde İslâmı yokedip unutdurmak gâyesi ile, nâzırlıkda bu iş için çalışan yüksek rütbeli ingilizlere mahsûs hâzırlanmış, elli sahîfelik bir plân mecmûası idi. 

Bu plânlar ondört maddede toplanmışdı. Müslimânların eline geçme tehlükesine karşı, tedbîr olarak, bu plânları çok gizli tutuyorduk. 

O plânlar şunlardır:

1- Buhârâyı, Tacikistânı, Ermenistânı, Horâsân ve etrâfını istilâ etmek için, rus çârı ile çok iyi bir ittifâk ve yardım anlaşması kurmamızdır. Yine, Rusya ile hudûdu olan Türk topraklarını da istîlâ etmek için, ruslarla bir anlaşma yapmamız lâzımdır.

2- İslâm âlemini, hem içerden, hem de dışarıdan yıkmak için, Fransa ve Rusya ile, işbirliği yapmamız lâzımdır.

3- Türk-Îrân hükûmetleri arasına çok şiddetli fitne ve ihtilâflar sokup, her iki tarafda milliyetçilik ve kavmiyyet fikrlerini kuvvetlendirmemiz lâzımdır. Ayrıca, birbirine komşu bütün müslimân kabîle ve milletlerin arasına ve müslimân memleketler arasına fitne ve düşmanlık sokmamız lâzımdır. Gayb olmuş olanları dâhil, bütün bozuk mezhebleri ihyâ edip, canlı tutmak ve birbirine düşürmek lâzımdır.

4- İslâm memleketlerinden ba’zı parçaları gayr-ı müslimlerin eline vermek lâzımdır. Meselâ: Medîneyi yehûdîlere, İskenderiyeyi hıristiyanlara, İmâreyi sâibeye, Kermanşâhı Alîyi ilahlaşdıran nusayrîlere, Mûsulu yezîdîlere, Îrân körfezini hindûlara, Trablusu dürzîlere, Karsı ermenilere ve alevîlere, Maskatı hâricîlere vermek lâzımdır. Sonra, bunları, para, silâh ve gerekli bilgilerle takviye etmek îcâb eder ki, bunlar İslâmın vücûdunda birer diken olsunlar. İslâm iyice yıkılıp gayb oluncaya kadar, bunların yerlerini genişletmek lâzımdır.

5- Müslimân Osmânlı ve Îrân hükûmetlerini, mümkin mertebe, birbirleriyle hiç anlaşamayan ufak mahallî devletlere bölmeyi plânlamak lâzımdır. Hindistânın şimdiki hâli gibi. Zîrâ, şöyle bir nazariyye vardır: (Parçala, hükm edersin) ve (Parçala, mahv edersin).

6- İslâmın bünyesinde, tahrîf edilmiş din ve mezhebler ihdâs etmek lâzımdır ve îcâd edeceğimiz bu dinlerin her birisinin bir memleketin insanlarının hevâ ve hevesine uygun olması için, çok ince bir plân yapmalıyız. Şî’anın memleketinde dört din îcâd edeceğiz: 1- Hazret-i Hüseyni ilahlaşdıran bir din, 2- Ca’fer-i Sâdıkı ilahlaşdıran bir din, 3- Mehdîyi ilahlaşdıran bir din, 4- Alî Rızâyı ilahlaşdıran bir din. Birincisi Kerbelâya, ikincisi İsfahâna, üçüncüsü Samarrâya, dördüncüsü de Horâsâna muvâfıkdır. Aynı zemânda sünnîlerin de, mevcûd dört mezheblerini, birbirinden ayrı dört bağımsız din hâline getirmeliyiz. Bunu yapdıkdan sonra, Necdde yeni bir İslâm fırkası kurup, aralarında kanlı çekişmeler ihdâs edeceğiz. Dört mezhebin kitâblarını imhâ edeceğiz ki, bu fırkalardan herbiri, sâdece kendilerini müslimân kabûl edip, diğerlerini, öldürülmesi lâzım olan kâfirler bilsinler.

7- Zinâ, livâta, ya’nî homoseksüellik, içki ve kumar ile, müslimânların arasına fitne ve fesâd tohumları saçılacak. Bunun için, bu memleketlerde yaşayan gayr-ı müslimler kullanılacaklardır. Onlardan bu gâyeyi gerçekleşdirmek için, muazzam bir ordu teşkil etmemiz lâzımdır.

8- İslâm memleketlerinde fâsid liderler, zâlim kumandanlar yetişdirmeğe, bunları hükûmetin başına geçirerek, islâmiyyete uymağı yasaklıyan kanûnlar çıkarmağa a’zamî ehemmiyyet vermek lâzımdır. Onları kullanıp, nâzırlığın yap dediğini yapacak, yapma dediğini yapmayacak duruma getirmeliyiz. Onların vâsıtası ile müslimânlara ve İslâm memleketlerine isteklerimizi kânûn zoru ile cebr ederek yapdırmalıyız. İslâmiyyete uymağı suç, ibâdet yapmağı gericilik hâline getirmeliyiz. Müslimân memleketlerdeki hükûmet adamlarını, mümkin olduğu kadar aslı gayr-i müslimlerden seçdirmeliyiz. Bunu yapmak için, ba’zı ajanlarımızı sûreten müslimân, din adamı şekline sokup, isteklerimizi icrâ etmek için, yüksek makamlara getirmeliyiz[1].

9- Mümkin mertebe arabînin öğretilmesine mâni’ olacaksınız. Arabînin hâricindeki dilleri, meselâ: Fârisîyi, Kürtçeyi ve Peştucayı yayacaksınız. Arab memleketlerinde, ecnebî lisânları ihyâ edecek ve Kur’ân ile Sünnetin lisânı olan fasîh arabîyi yok etmek için, mahallî lehçeleri neşr edeceksiniz!

10- Devlet adamlarının etrâfına adamlarımızı yerleşdirip, onların vâsıtası ile, nâzırlığımızın arzûlarını tatbîk etmek için, onları bu devlet adamlarının müsteşârları hâline getirmeliyiz. Bu işin en kolay yolu, köle ticâretidir: Köle ve câriye olarak göndereceğimiz câsûsları, evvelâ lâyıkı ile yetişdireceğiz. Sonra, müslimân devlet adamlarının yakınlarına, meselâ onların çocuklarına, hanımlarına ve onların indinde hâtırı sayılır insanlara satmalıyız. Satdığımız bu köleler, tedrîcî olarak, devlet adamlarına yaklaşacaklardır. Onların anneleri ve mürebbiyeleri olup, bileziğin bileği ihâta etdiği gibi, onlar da, müslimân devlet adamlarını ihâta edeceklerdir.

11- Misyonerliğin sâhasını genişletip, her sınıf ve mesleğe bilhâssa doktor, mühendis, muhasebeci v.s. gibi mesleklere sokmalıyız. İslâm memleketlerinde kilise,mekteb, hastahâne, kütübhâne ve hayr cemiyyetleri ismi altında propaganda, neşriyyât merkezleri açmalı ve bunları, İslâm memleketlerinin dört bir bucağına yaymalıyız. Milyonlarca hıristiyan kitâblarını meccânen dağıtmalıyız. İslâm târîhinin yanında, hıristiyan târîhini, devletler hukûkunu da neşr etmeliyiz. Kilise ve manastırlara râhib ve râhibe ismi altında câsûslarımızı yerleşdirmeliyiz. Bunları vâsıta olarak kullanıp, hıristiyan hareketlere rehberlik yapmalarını te’mîn etmeliyiz. Müslimânların her hareket ve fikrlerini öğrenip bize aktarmalarını te’mîn etmeliyiz. İslâm târîhini bozup, tahrîf edecek ve müslimânların ahvâl ve dinlerini iyice öğrendikden sonra, onların bütün kitâblarını imhâ edecek, islâm ilmlerini yok edecek, profesör, ilm adamı, araşdırmacı gibi ismler altında, bir hıristiyan ordusu kurmalıyız.

12- Kız, erkek, bütün İslâm gençliğinin kafasını karışdırıp, İslâmiyyet hakkında şübhe ve tereddüde düşmelerini te’mîn etmeliyiz. Mekteb, kitâb, mecmû’a [spor kulübleri, sinema filmleri, televizyon] ve bu iş için yetişdirilmiş elemanlarımızın vâsıtası ile, onların ahlâklarını sıfıra indirmeliyiz. Yehûdî, hıristiyan ve bütün gayr-i müslim gençleri, onları avlamak için, birer tuzak olarak yetişdirmek için, gizli cem’iyyetler açmalıyız!

13- Dâhilî harb ve ayaklanmaları teşvîk etmeli ve ken-di aralarında ve gayr-i müslimler ile dâimâ mücâdele hâlinde olmalarını te’mîn etmeliyiz ki, kuvvetleri zâil olsun, terakkîleri imkânsız olsun. Fikrî tâkatları, mâlî kaynakları yok olsun. Genç ve faâl olanları ortadan kalksın. Sulh ve huzûr, yerini ihtilâle bıraksın.

14- İktisâdları tahrîb edilecek, gelir kaynakları ve zirâat sâhaları bozdurulacak, su bendleri yıkdırılacak, nehrler kurutulacak, insanlar nemâz kılmakdan, çalışmakdan nefret etdirilecek ve tembellik yaygınlaşdırılacakdır. Tembeller için, oyun yerleri açılacak. Uyuşturucu madde, içki, yaygın bir hâle getirilecekdir.

[Yukarıda saydığımız maddeler, çok güzel bir şeklde harîta, resim ve şekllerle açıklanmışdır. Bu ondört maddenin yardımı ile koca Osmânlı Devletini yıkdılar. Yeni kurdukları devletlerin idâresini, İskoç masonlarının ellerine verdiler. Bunlar da, (Müstemlekeler nezâreti)nin bu ondört maddesini anayasa yaparak, islâmiyyete saldırmağa devâm ediyorlar.]

Bana bu muhteşem vesîkanın bir kopyasını verdiği için, sekretere teşekkür etdim.

Londrada bir ay dahâ kaldıkdan sonra, tekrâr Necdli Muhammed ile görüşmek üzere, Irâka gitmek için nâzırlıkdan emr aldım.

Sefere çıkarken, sekreter bana: 

(Necdli Muhammed hakkında bir ihmâlkârlık yapmayasın! Câsûslarımızın gönderdikleri raporlardan anlaşıldığı vech ile, Necdli Muhammed, plânlarımızı gerçekleşdirmek için, çok münâsib bir ahmakdır.

Necdli Muhammed ile açık konuş! İsfahânda ajanlarımız, onunla açıkça konuşmuş, o da, isteklerimizi bir şart ile kabûl etmişdir. Onun şartı şudur: 

Fikr ve görüşlerini açıklayınca, kendisine saldırması muhakkak olan, devlet adamlarından ve âlimlerden kendini korumak için, kâfî derecede mal ve silâhla takviye edilmesi, memleketinde kendisine küçük de olsa, bir beylik kurulmasıdır. Nâzırlık da, bu şartları kabûl etmişdir) de-di.

Bu haberin verdiği sevinçle, az dahâ uçacakdım. O zemân, sekretere bu husûsda, ne yapmam îcâb etdiğini sordum. 

Cevâbında, (Necdli Muhammedin tatbîk etmesi için, nâzırlık ince bir plân hâzırlamışdır, şöyle ki:

1- Bütün müslimânları, tekfîr edip, onları öldürmenin, mallarını ellerinden almanın, nâmûslarına tecâvüzün, erkeklerini köle, hanımlarını câriye yapıp, köle pazarlarında satmanın halâl olduğunu söyleyecek.

2- Mümkinse, Kâ’benin bir put olduğu için, yıkılmasının lâzım olduğunu belirtecek[2]. Hac ibâdetini ortadan kaldırmak için, kabîleleri hâcılara saldırtıp, mallarını ellerinden almağa ve onları öldürmeğe teşvîk edecek.

3- Müslimânları, Halîfeye itâ’at etmekden men’ etmeğe çalışacak. Onları Halîfeye karşı isyân etmeğe teşvîk edecek ve bu iş için, ordular hâzırlayacak. Her vesîle ile, Hicâz eşrâfı ile harb etmenin ve onların nüfuzlarını azaltmanın lâzım olduğunu yayacak.

4- Mekke, Medîne ve diğer İslâm memleketlerinde bulunan türbe, kubbe ve mukaddes yerlerin put ve şirk olduklarını söyliyerek, yıkılmalarının lâzım olduğunu i’lân edecek. Mümkin mertebe, Muhammed Peygambere, Halîfelerine ve bütün mezheb büyüklerine hakâret olunmasına vesîle olacak.

5- İslâm memleketlerinde mümkin mertebe ihtilâl, zulm ve anarşiyi te’mîn edecek.

6- Hadîslerde yapılmış olduğu gibi, ilâve ve noksanlıklarla, tahrîf edilmiş bir Kur’ân neşr etmeye çalışacak[3].

Sekreter, yukardaki altı maddelik plânı söyledikden sonra: 

(Bu büyük program seni korkutmasın. Çünki vazîfemiz, islâmiyyeti yok etme tohumunu atmakdır. Bu işi temâmlayacak nesller gelecekdir. İngiliz hükûmeti, sabr etmeyi ve adım adım yürümeyi âdet edinmişdir. Büyük ve baş döndürücü islâm inkılâbını yapan Muhammed Peygamber de, sâdece bir insan değil miydi? İşte bizim Necdli Muhammed de, Peygamberi gibi, bu inkılâblarımızı gerçekleşdirmeğe söz verdi) dedi.

Bir kaç gün sonra, Nâzır ve sekreterden izn aldım, âile ve dostlarıma vedâ’ etdim. Basraya doğru yola çıkdım. Evden çıkarken, küçük oğlum: 

(Baba çabuk dön!) dedi. 

Gözlerim yaşardı. Teessürlerimi hanımımdan gizleyemedim. Yorucu bir seferden sonra, nihâyet geceleyin Basra-ya vardım. Abdürrızânın evine gitdim, uyandırdım. Beni görünce, çok sevindi. Beni ağırladı. O gece, orada kaldım. 

Sabâhleyin bana (Necdli Muhammed bana uğradı ve sana bu mektûbu bırakarak gitdi) dedi. 

Mektûbu açdım. Memleketi olan Necde gitdiğini ve adresini yazıyordu. Ben de hemen oraya doğru yola çıkdım. Son derece meşakkatli bir yolculukdan sonra, oraya vardım. Necdli Muhammedi evinde buldum. Fekat, çok za’îflemişdi. Kendisine hiçbir şey söylemedim. Sonra, evlendiğini duydum.

Biz aramızda, benim onun kölesi olduğumu ve beni bir yere gönderdiğini, şimdi de avdet etdiğimi, herkese söylemek için anlaşdık. Beni böyle bildirdi.
Necdli Muhammedin yanında iki sene kaldım. 

Da’vetini i’lân etmek için bir program hâzırladık. Nihâyet, hicrî 1143 [m. 1730] senesinde, onun azmini kuvvetlendirdim. 

O da, kendine yardımcı topladıkdan sonra, kapalı ba’zı cümlelerle da’vetini kendine çok yakın olanlara anlatdı. Sonra, da’vetini günbegün genişletdi. Onu düşmanlarından korumak için, etrâfına muhâfızlar koydum. 

Ve onlara istedikleri kadar mal ve para verdim. Necdli Muhammedin düşmanları tecâvüz etmek istediği zemân, muhâfızların gayretlerini artdırıyordum. Ve onları ma’nen destekliyordum. Da’veti yayıldıkça, muhâlifleri çoğalıyordu. Kendisine fazla hücûm yapıldığı zemân, da’vetden vazgeçmek istiyordu. Fekat, onu yalnız bırakmıyor ve azmini kuvvetlendiriyordum. 

Ona, (Ey Muhammed, Peygamber senden dahâ fazla eziyyet gördü. Biliyorsun, bu şeref yoludur. Her inkılâbcı gibi, biraz meşakkate tehammül etmelisin!)diyordum.

Biz dâimâ düşmanların hücûmuna uğrayabilirdik. Onun muhâliflerine karşı, parayla aldığım câsûslar koydum. Düşmanları ona bir zarar yapmak istediğinde, onlar beni haberdâr ediyor, ben de, zararlarını te’sîrsiz hâle getiriyordum. 

Bir sefer, düşmanların onu öldürmek istedikleri haberini aldım. Hemen, onların hâzırladıklarına mâni’ olmak için, gerekli tedbîrleri aldım. İnsanlar, düşmanlarının Muhammede böyle bir şey yapmak istediklerini duyunca, onlardan nefret etmeğe başladılar. Böylece, kazdıkları kuyuya kendileri düşdüler.

Necdli Muhammed, plânın her altı maddesini icrâ edeceğini bana va’d etdi ve (Şimdilik, bunlardan ancak bir kısmını yerine getirebilirim) dedi. 

Bu sözünde haklı idi. O zemân, hepsini yapması gayr-ı mümkin idi.Kâ’benin yıkdırılmasını çok zor buluyordu. Ayrıca, onun bir put olduğunu açıklamakdan da vazgeçdi. 

Tahrîf edilmiş bir Kur’ân neşr etmeği de red etdi. Bu husûsda, en çok Mekkedeki Şerîflerden ve İstanbuldaki hükûmetden korkuyordu. 

Bana, (Bu iki husûsu açıkladığımız takdîrde, kuvvetli bir ordunun hücûmuna ma’rûz kalacağız) dedi. 

Onun ma’zeretini kabûl etdim. Zîrâ, doğru söylüyordu. Şartlar müsâid değildi.

Birkaç sene sonra, müstemlekeler nezâreti, Der’iyye emîri Muhammed bin Sü’ûdu da safımıza çekmeğe muvaffak oldu. 

Bana bunu haber vermek ve her iki Muhammedin arasında muhabbet ve muâveneti te’sîs etmek için, bir haberci gönderdi. Müslimânların kalblerini ve i’timâdlarını, dînî yoldan te’mîn için, Necdli bizim Muhammedden, siyâsî yoldan te’mîn için de, Muhammed bin Sü’ûddan istifâde etdik. Târîh isbât etmişdir ki, dîne istinâd eden devletler dahâ uzun ömürlü ve dahâ nüfuzlu ve heybetli olurlar.

Böylece, devâmlı, kuvvetlendik. (Der’iyye) şehrini merkez yapdık. Din olarak da, yeni (VEHHÂBÎLİK) dînini te’sîs etdik. 

Nâzırlık, yeni vehhâbî hükûmeti gizlice destekliyor ve takviye ediyordu. Yeni hükûmet, arabcayı ve çöl muhârebesini çok iyi öğrenmiş onbir ingiliz zâbitini, köle ismi altında satın aldı. 

Plânları, bu subaylarla berâber hâzırlıyorduk. Her iki Muhammed de, gösterdiğimiz yolda yürüyorlardı. Nâzırlığın husûsî bir emri olmadığı zemân, mevzû’ları biz karara bağlıyorduk.

Hepimiz aşîret kızları ile evlendik. Müslimân kadının kocasına bağlılığı çok hoşumuza gitdi. Şimdi, vaz’ıyyet iyi gidiyor.

*************
Tenbîh: 
Bu kitâbı dikkat ile okuyan, islâmın en büyük düşmanının, ingilizler olduğunu anlıyacak, şimdi bütün dünyâdaki müslimânlara saldıran vehhâbîliği, ingilizlerin kurduğunu ve onları beslemekde olduğunu iyi öğrenecekdir. İlmi, aklı ve vicdânı olan ingilizler de, ingilizlerin bu alçak düşmanlıklarından nefret eder.

Her memleketde bulunan mezhebsizlerin, vehhâbîliği yaymağa çalışdıklarını işitiyoruz. Hattâ, Hempherin i’tirâflarının, hayâl mahsûlü olarak başkaları tarafından yazıldığını söyliyenleri var. Fekat, bu sözlerine bir vesîka gösterememekdedirler. 

Vehhâbîlerin kitâblarını okuyarak, onların aslını, iç yüzünü öğrenen büyük islâm âlimi Habîb Alevî bin Ahmed Haddâd, (Misbâh-ul-enâm) kitâbında, ingilizlere satılmış olan Muhammed bin Abdülvehhâbın Hempher ile berâber hâzırladıkları, âdî, alçak yazılarına vesîkalarla cevâb vermekdedir. 1216 [m. 1801] da yazılmış olan bu kitâb, 1416 [m. 1995] da Hakîkat Kitâbevi tarafından ofset ile basılarak bütün islâm memleketlerine gönderilmekdedir. İngilizler, ne kadar çalışırlarsa çalışsınlar, hakîkî müslimân olan Ehl-i sünneti yok edemiyecekler, kendileri yok olacaklardır. 

Çünki, Allahü teâlâ, İsrâ sûresinin 81. ci âyetinde, bozuk yolda olanların da zuhûr edeceklerini, fekat hak yolda olanların karşısında, bunların mağlûb olarak, yok olacaklarını müjdelemekdedir...(devamı için)

*************
(dipnot)
[1] İngilizler, bu çalışmalarında muvaffak oldular. Mustafâ Reşid pâşa,Âlî pâşa, Fuâd pâşa ve Tal’at pâşa gibi masonları ve yehûdî, ermeni asllı soysuzları başa getirdiler. Abdullah Cevdet ve Mûsâ Kâzım ve Ziyâ
Gökalp ve Abduh gibi masonları dinde söz sâhibi yapdılar.

[2] Put, kendisine ibâdet edilen, secde edilen, herşey yalnız kendisinden istenen şeylere, heykellere denir. Müslimânlar, Kâ’be için secde etmez. Kâ’beye karşı olarak, Allahü teâlâya secde ederler. Her nemâzda, Kâ’beye karşı secde etdikden sonra, (Fâtiha) sûresini okurlar. Bu sûrede, (Ey! Âlemlerin yegâne [bir] olan Rabbi! Biz yalnız sana ibâdet ederiz. Herşeyi yalnız senden isteriz) denilmekdedir.

[3] Meşhûr ve mu’teber kitâblardaki, hadîs-i şerîflerde ilâve ve noksan var demek, büyük iftirâdır. Binlerce hadîs âliminin, hadîs-i şerîfleri nasıl topladıklarını öğrenen bir kimse, böyle çirkin yalan söyleyemez ve böyle yalanlara aslâ inanmaz.









Ahsarla

Popüler Yayınlar Son 7 gün

Sultan İkinci Abdülhamit Han

CHP döneminde

CHP döneminde
CHP döneminde

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *