Kod Dostu

Ben bir karış dahi olsa vatan toprağını satmam, zira bu vatan bana değil milletime aittir. Milletim de bu toprakları ancak aldığı fiyata verir. Çünkü bu topraklar kanla alınmıştır, kanla verilir! Sultan II.Abdülhamid

23 Şub 2014

Şapka Kanunu

Kemal Atatürk 21.03.1923'de Konya'da Hilâliahmer kadınlar şubesinin tertip ettiği bir çay ziyafetindeki konuşmasında:

Kıyafetlerinde Avrupa kadınlarını taklit edenlerin düşünmesi gerektiğini,her milletin kendine ait âdeti ve milli hususiyetleri olduğunu,hiç bir milletin benzeri olmaması gerektiğini,aksi takdirde böyle bir milletin ne taklit ettiği milletin aynı olabileceğini, ne de kendi milliyeti dahilinde kalabileceğinden ve bunun neticesinin şüphesiz hüsran olduğunu belirtiyordu.[1]

Kemal Atatürk 1923'de hiç bir milletin benzeri olmaması gerektiğini söylerken daha sonra:"Müslümanlar, Hristiyanların iyisine 'makul kefere', kötüsüne 'gavur', beterine şapkalı gavur' "denildiği bir dönemde,[2] 25 Kasım 1925 tarihli 671 numaralı bir kararla şapka kanunu[3]yapıldı. 

**********************************************
ŞAPKA İKTİSASI HAKKINDA KANUN
Kanun Numarası: 671
Kabul Tarihi: 25/11/1925
Yayımlandığı R.Gazete : Tarih: 28/11/1925  
Sayı : 230

Madde 1 – Türkiye Büyük Millet Meclisi azaları ile idarei umumiye ve hususiye ve mahalliyeye ve bilümum müessesata mensup memurin ve müstahdemin Türk milletinin iktisa etmiş olduğu şapkayı giymek mecburiyetindedir.Türkiye halkının da umumi serpuşu şapka olup buna münafi bir itiyadın devamını hükümet meneder.
Madde  2 – İşbu kanun tarihi neşrinden itibaren meriyülicradır.
Madde 3 – İşbu kanun Büyük Millet Meclisi ve İcra Vekilleri Heyeti taraflarından icra olunur.
[3]
**********************************************

Türk Ceza Kanununun bazı maddelerini değiştiren kanun 
Kabul tarihi:02.06.1941
Kanun no:4055
Sayı:4827
madde:526
Resmi gazete yayın tarih:06.06.1941

madde  526:Sâlahiyetli makamlar tarafından adlî muameleler dolayısıle yahut âmme emniyeti veya âmme intizamı veya umumî hıfzıssıhha mülâhazasile kanun nizamlara aykırı olmıyarak verilen bir emre itaat etmiyen veya bu yolda alınmış bir tedbire riayet eylemeyen kimse,fiil ayrı bir suç teşkil etmediği takdirde,bir aya kadar hafif hapis veya elli liraya kadar hafif para cezasıle cezalandırılır.

Şapka iktisası hakkında 671sayılı kanunla Türk harflerinin  kabul ve tatbikına dair 1353 sayılı kanunun koyduğu memnuiyet veya mecburiyetlere muhalif hareket edenler veya arapça ezan ve kamet okuyanlar üç aya kadar hafif hapis veya on liradan iki yüz liraya kadar hafif para cezasile cezalandırılırlar.
[5]
**********************************************

Nitekim Kemal Atatürk'ünde dediği gibi ''ne taklit ettiği milletin aynı olabilir, ne kendi milliyeti dahilinde kalabilir''[1].O halde Şapkalı gavurlar geliyor denilen bir dönemde şapka giyerek taklit ettiğimiz milletin aynısımı olduk?Yoksa kendi milletimiz dahilinde mi kaldık.Şapka kanunu çıkartılarak hangi millete dahil olduk?

Aslında buna bir çözüm bulunmuştu.Onlara benzemiyecek onlardan bir farkımız olacaktı.(İsmet İnönü Hatıralardan dinliyelim)...

“Şapka inkılâbından sonra diğer bir arkadaşımızın, Ankara valisi Yahya Galip Beyin bir ziyaretini hatırlarım. Aynı zamanda mebus (milletvekili) olarak bulunan Yahya Galip Bey de çok yakınımızdı. Bir teklifi vardı. Nedir? dedim.
- Şapkanın orta yerine bir ay-yıldız koyalım. Diğer milletlerden farkımız belli olur? dedi. Teklifi bu. Yahya Galip Beye:
- Canım biz bunları farkımız olmasın diye yapıyoruz. Sen ne teklif ediyorsun, tarzında çıkıştım..”[4]

Şapkaya ay-yıldız da konulmıyacak onlardan farkımız olmıyacaktı.Üstüne birde 02.06.1941'de 4055 kanun nolu 'Türk Ceza Kanununun bazı maddelerini değiştiren kanun'eklenecekti.[5]

Bu kanuna göre(madde 526):Şapka iktisası hakkında 671sayılı kanunun[3] koyduğu memnuiyet(yasak) veya mecburiyetlere muhalif hareket edenler veya arapça ezan ve kamet okuyanlar üç aya kadar hafif hapis veya on liradan iki yüz liraya kadar hafif para cezasile cezalandırılacaktı.[5]
 Halkın şapkaya tepkisinin çok büyük ifade eden neden ise, bizzat şapkanın biçiminden kaynaklanıyordu. 

''İslam'da, ister sivil olsun, ister asker kesiminde olsun,baş giyisilerinde kenar çıkıntısı bulunmazdı. Zira bu çıkıntı, Mümine namaz kılarken alınının yere dokunmasına engel oluyordu.[6]

Bir başka deyişle söyleyişle şapka, namaz kılmanın,yani Müslüman olmanın işareti olarak algılanmaya müsait bir başlıktı. Dolayısıyla, feste olduğu gibi, İslami hassasiyetleri olan halkın zamanla alışabileceği bir başlık değildi.

Esasında anlaşılan odur ki, devrimci kadroda şapkanın kenar çıkıntısı nedeniyle özellikle seçilmiştir. Şapkadaki kenarlığın bu ayrıcalıklı ve önemli özelliği nedeniyledir ki, Mustafa Kemal, Şapka devrimini gerçekleştirmek için gittiği Kastamonu da şapkanın kenrından özellikle bahsetmiş ve ''bundan böyle, güneşliği olan bir baş giyisisi, açıkcası şapka takacağız'' demek suretiyle, şapka seçimi ile giysilerdeki dini etki ve görünümlerin silinmesinin hedeflendiğinin açık işaretini vermiştir.[7]

İslam Hukuku gereği Müslüman bir kadının, Gayri Müslüman bir erkekle evlenmemesi şartı şapka devriminin etkilediği en önemli alanlardan birisidir. Çünkü şapka devrimi ile Din farklılığını önceleyen konularda toplumsal kontrol sıfırlanmıştır: '' Son zamanlara kadar İstanbul'da, başında şapka bulunan bir kişi bir Türk kadını ile sokakta gezmeyi aklından bile geçiremezdi... Cumhuriyet sayesinde Şapkanın kabulü ile Türkiye'de yaşayanlar arasında kimin Müslüman, kimin Hristiyan yada kimin Yahudi oluşunu ayırt etmesini imkansızlaştı.[8]

Şapka Kanunu 25 Kasım 1925'de yasa kabul edilmesi ile arkasından İstiklal mahkemeleri en önemli dava konusu haline gelir. Yurdun dört bir yanında yeni yasanın uygulanması için gerekli bütün önelmeleri alınır. En küçük karşı koyma, suçlunun tutuklanmasına neden oluyordu.[9]

Meclis ve basın ise İstiklal mahkemeleri marifetiyle susturulur ve sesini çıkaramaz hale getirilir. Bu arada halka yönelik bir propanda konusu Mustafa Kemal'in ''gavuru denize döken Komutan'' imajı sürekli ve başarılı bir şekilde işlenir.[10]

Şapka aleyhinde olanlar veya her ne gerekçeyle olursa olsun şapka giymeyenler mahkemeye sevk edilirler. Bir çok kimse sürgün veya on-onbeş yıla varan hapis cezalar verilir. Rize'de 8, Maraş'te 7, Erzurum'da önce 3, daha sonra hapis cezasını çarptırılan İskilipli Atıf Hoca'nın cezasının idama dönüştürülmesiyle 4 kişi idam edilir. Şapkaya karşı en sert tepkinin gördüğü bir il olan ''Rize halkını sindirmek'' için ''Hamidiye kruvazörü şehir karşısında demir atar'' Gelen tepkiler düşünülenin üstündedir. Halkın ancak silah zoruyla kontrol altında tutulabileceği anlaşılır. Bu baskılar ve zorlama ile insanlar şapka dükkanlarının önünde günlerce kuyruklarda beklemek zorunda kalırlar. Hatta öyle ki, erkek şapkası bulamadığı için süslü kadın şapkası veya deniz mevsimi için yapılmış beyaz bezden şapkalar giymek zorunda kalanlar görülür.Yoksa şapka kanununun çelik pençesi üzerindeler...[11]
''Sarık ve cübbe ile muvaffak(başarılı) olmanın imkanı yoktur. Artık medeni bir millet olduğumuzu cihana ispat ettik''
Cahil gaflet ve taassubun terakki ve temeddün düşmanlığının alameti farikası gibi telakki olunan fesi atarak onun yerine bütün medeni alemce serpuş olarak kullanılan şapkayı giymek ve bu suretle türk milletinin heyeti içtimaiyyeden zihniyet itibarı ile de hiçbir farkı olmadığını göstermek bir lazıme idi.[12]
Asıl amaç başarılı olmaktı.Medeni olmaktı.Ancak tek sorunumuz vardı.O da SARIK veCÜBBE.Tüm engel buydu.Artık bizde sarık ve cübbeyi atıp bütün medeni insanlar gibi şapka giyerek zihniyet itibari ile onlardan hiçbir farkımız olmadığını herkeze kanıtlıyacaktık.
21.03.1923'de Kemal Atatürk'ün de belirtdiği gibi:

...Kıyafetlerinde Avrupa kadınını taklit edenler düşünmelidir ki, her milletin kendine mahsus ananesi, kendine mahsus âdatı, kendine göre millî hususiyetleri vardır. Hiçbir millet aynen diğer bir milletin mukallidi olmamalıdır.Çünkü böyle bir millet ne taklit ettiği milletin aynı olabilir, ne kendi milliyeti dahilinde kalabilir. Bunun neticesi şüphesiz ki HÜSRANDIR..[1]
Ve neticesinde başka milletleri taklit etmek istemeyenler için hüsranla sonuçlandı.Çünkü O dönemde''...beterine şapkalı gavur''denilen bir dönemdi.

Kemal Atatürk'ün de belirtdiği gibi ''...her milletin kendine mahsus ananesi, kendine mahsus âdatı...Hiçbir millet aynen diğer bir milletin mukallidi(benzeri) olmamalıdır...''sözlerinde olduğu gibi ya kendi örf adetlerine bağlı kalıp başka hiçbir milletin mukalliti(benzeri) olmıyacaklardı.Yada hapis veya idam cezası alacaklardı.[13]

Nitekim İslam'da bunu emrediyordu.
"Kim bir kavme benzerse, o da onlardandır.” [14]
"Bizden başkasına benzeyen bizden değildir.” [15]
İskilipli Atıf Hoca’nın idam edildiğini haber veren bir gazete kupürü

Ne yapmaları lazımdı 1923'de ki söylevinemi uymaları lazımdı yoksa şapka kanununamı uymaları lazımdı?

Seçim hakları varmıydı?...
Cumhuriyet şapka mağazasına altın madalya,sebebi:Başta ''Habig''firması olmak üzere Avrupa'nın en büyük ve namdar fabrikalarından şık ve modern şapkaların devamlı bulundurulması. 

Şapka giymek zorunludur ancak şapka kıtlığı başlamıştır.Şapka bulunamaz hale gelir.bu açığı kapatmak için Yurt dışından şapka siparişleri verilir.Haliyle Yurt dışına oluk oluk döviz akışı olur.Halkın çektiği ekonomik sıkıntılarda cabası.

Şapka devrimi, kıyafet devriminde fırsatları iyi değerlendiren Vitali Hakko şüphesiz şapka kanunu olmasaydı bugün olmıyacaktı.

“1925’lerde Kemal Atatürk giyim kuşam reformu yaptığında, Türkiye’de bu alanda yeni bir dünya açıldı. Şapka reformuyla çarşafın ve fesin atılmasıyla ilk aklıma gelen şey, şapka yapmak oldu.Kapalıçarşı’da bir dükkân açmıştık. Şapkaları gece hazırlar, gündüz satardık. Cumartesi günleri kuyruk olurdu. Öyle kuyruk olurdu ki, izdihamı önlemek için polis çağırırdık.” [16]

İşlerini iyi yürüten Vitali Hakko, 1934 yılında “Şen Şapka”yı kurar. “Vakko”nun temeli böyle atılmış olur. 

Elbette kimsenin ticari girişimine mani olunmamalı.Vitali Hakko ve dönemin işbilir tüccarları, bir ihtiyacı gördüler ve halkın para sıkıntısı çektiği bir dönemde dövizleri yurt dışına taşıyarak gemiler dolusu şapka ithal ederek sattılar.

Kaynaklar:
[2]Falih Rıfkı Atay; Çankaya, İst. 1980, s.430---Güneş gazetesi pazar eki, 2 Eylül 1990
[3] Resmi Gazete : Tarih: 28/11/1925  
[4]İnönü’nün hatıraları, CHP Ulus gazetesi 5 Nisan 1968 tarihli nüsha veya İnönü hatıralar Bilgi           yayınevi sayfa 209            
[5]Resmi gazete:06.06.1941
[6](Kaynak: Gentizon, Mustafa Kemal ve Uyanan Doğu, s. 96)
[7](Kaynak: İsmet İnönü, Hatıralar, Cild 2, s. 209, Ulus Gazetesi 1968 ve Baskı 1987 )
[8](Kaynak: Gentizon, Mustafa Kemal ve Uyanan Doğu, s. 93
[9](Kaynak: Mikuschi Gazi Mustafa Kemal, s.353
[10](Kaynak: Şevket Süreyya Aydemir, Suya Arayan Adam s.405-406)
[11]Cumhuriyetin Tarihi, Ahmet Cemil Ertunç, Pınar Yayınları, Ekim 2011, Sayfa:159
Ahsarla

Popüler Yayınlar Son 7 gün

Sultan İkinci Abdülhamit Han

CHP döneminde

CHP döneminde
CHP döneminde

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *